12 Temmuz 2011 Salı

“Gizli aşk bu söyleyemem…”


Gizli bir şeye şahidim hem de uzun zamandır. 30’larında bir kadın, yaşadığı uzun ilişkisi noktalandıktan tam bir yıl sonra hem de aynı tarihte biriyle tanışıyor. Yüz yüze tanışmadan bir süre önce birkaç uzun ve keyifli geçen telefon konuşmasıyla başlıyor her şey ve aylar sonra da ilk buluşma gerçekleşiyor. Randevu saati ve yeri belirleniyor. Kahveler içiliyor, sohbetler ediliyor kısa bir zaman dilimi olarak tasarlanan bu görüşme, birkaç saate yayılıyor. Kadın etkileniyor, hoşuna gidiyor, heyecanla evine dönüyor. Çok geçmiyor hemen ertesi gün yeniden bir araya geliniyor ve bir sonraki gün bir kez daha… Adamın işleri dünyanın her yerinde, bol seyahatli… Atlıyor okyanusun öbür tarafına gidiyor ve bir akşam telefon geliyor, sohbetin sonunda ‘Özledim’ deniyor. Buluşmalar, seyahatler el verdiğince sürüyor. Adam bir ara 3 ay ortadan kayboluyor. Sonra yeniden çıkıyor ve kaldıkları yerden devam…

Bu ilişkiyi sadece birkaç kişi biliyor. Ama kadın çok heyecanlı, onunla konuşurken eğleniyor, beraber huzurlu bir zaman geçiriyor. Adamdaki sakinlik hoşuna gidiyor. Ancak kadının adama karşı kurduğu duygusal bağda bağlılık yok. Bu da, bağlılık olmadan da bir şeylerin paylaşılabileceğini gösteriyor. Bağlanmak tehlikeli, ilişkiyi de yıpratıyor. Ama ucu açık, sonu görünmeyen bir durumu da hissettiriyor.

İlişkinin şahidi birkaç kadın bir araya geliyor. Hepsinin önünde birer kadeh şarap… İşten güçten, hayattan ve derken erkeklerden konu açılıyor. Ve dönüyor dolaşıyor bu gizli ilişkiye söz geliyor. Kadın zaman zaman yaşadığı bu ilişkiden mutsuz, bu gizem onu daraltıyor. Bu arada söz konusu ilişkiyi yaşayan adam evli değil. Yıllar önce başından bir evlilik geçiyor. Her ikisinin de hayatlarında başka ilişkiler yok. Kadın bu noktada paranoyaklık yapsa da bazı gözlemleri başka kişilerin olmadığını ortaya çıkartıyor. Bu adam yalnız bir adam, ıssız değil yalnız. Hayatı, tamamen kendi açısından yaşıyor. Merkezde kendisi var. Diğer her şey etrafında dönmüyor.

Evet farklı, klasik ötesi bir ilişki. Kimi tasvip eder, kimi etmez. Kimi böyle bir ilişkiye ‘varım’ der kimi tırım tırım kaçar. Ama yaşanacaksa da yapacak bir şey yok. Dün bir arkadaşımın dediği gibi, “Ben yaşamaya geldim, onun için çıkardılar beni meydana…”

Bazen çok sorgulamamak gerekiyor. O şey önüne geldiğinde hislerle adım atmak en güzeli. Hayat bir anlık… Ama kimseye de zarar vermeden… Bazen düşünüyorum bu arkadaşın karşısına ciddi bir ilişki çıkarsa ne yapacak? Geçenlerde de sordum ‘Bırakmam ben onu’ diyor muzipçe gülerek. Eminim o da düşünüyor. Bu yaşadığı şimdilik daha tatlı geliyor.

Hayat bunlarla tatlanıyor sanırım. İnsanlar, yaşadıklarıyla olgunlaşıyor. Dedim ya hayat bir anlık, kalbin sesine mutlaka kulak verilmeli. Sonunda üzülsek de o yaşanan çok kıymetli oluyor. Bunu da ancak zaman geçtiğinde anlayabiliyoruz. O halde, günün tadını çıkartmalı ve biraz sabırla yol almalı diyorum…

Hiç yorum yok: