18 Aralık 2012 Salı

Şans Turnanız Yanınızda Olsun


Artık her şeyde farklı olanı tercih ediyoruz. 1970'li ve 80’li yıllarda mesela ev dekorasyonunda renkler ve mobilyalar hemen hemen aynıydı. Bugün annelerimizin vitrinindeki kristal bir tepsiyi mutlaka bir arkadaşınızın annesinin evinde de görebilirsiniz. Çünkü o zaman moda neyse tıpatıp uyulur, uygulanırdı. ‘Tasarım’ kelimesi hayatımıza girdiğinden bu yana ise sadece dekorasyonda değil başta giyim kuşamda olmak üzere kullandığımız her türlü eşyaya kadar bize özel olanları seçmeye başladık.
Durum böyle olunca, bu yöndeki girişimcilerin de sayısı her geçen gün artıyor. Moda sektörü, dev moda evlerinin yanı sıra yaratıcılıkta sınır tanımayan isimlerle de besleniyor. Takı tasarımı, bu sektörün önemli kollarından... Ülkemizde de bu konuda marka olan isimler arasında yerini alan Nehir Ekmekçiler, oluşturduğu felsefe çerçevesinde koleksiyonlar hazırlıyor. O, markasına ise Kamalaya adını vermiş.
KamalayaDesign, yılın bu son günlerinde 2013’ün şans ve bereket getirmesi için Şans Turnası adını verdiği kolyeyi koleksiyonuna kattı. Çünkü turna, yüzyıllardır farklı kültürlerde şansın, sadakatin, uzun yaşamın ve mutluluğun sembolü olarak kabul ediliyor. Şans Turnası, yeni bir çağı da karşılamaya hazırlanırken yeni başlangıçlarımıza eşlik edeceğe benziyor. Şık bir gece elbisesini veya sade bir akşamüzeri kıyafetinizi tamamlayan Şans Turnası, 8 ayar altından yapılmış ve bir de pırlanta kullanılmış.
Şans Turnası’nın Fiyatı:490 TL

17 Aralık 2012 Pazartesi

Nişantaşı, 2013'ü Oyuncak Fabrikası'nda Karşılıyor


Yeni bir yılı, kocaman umutlarla bekliyoruz. Bu heyecanla, günlerimiz biraz daha hareketli geçiriyoruz. Ne de olsa Yılbaşı gecesine hem şık hem de hediyelerimiz elimizde girmeliyiz. Bunun için de hazırlık gerekiyor.

Mağazalar, ayın başından itibaren bizi bu heyecana biraz daha yaklaştırdı. Vitrinler ışıl ışılken sadece alışveriş yapmak değil, süslenmiş sokaklarda gezmek de çok keyifli.

Bu yıl Nişantaşı yine cıvıl cıvıl. Geleneksel hale gelen sokak süslemelerini görmek için şehrin farklı yerlerinden hatta yakın şehirlerden gelenlerin sayısı da çoğalıyor.
Nişantaşı’ndaki konsept ise Oyuncak Fabrikası… Ünlü Rus besteci Çaykovski’nin 1891 yılında bestelediği Fındıkkıran Balesi’nden esinlenilerek yaratılan konsept çerçevesinde kurşun askerler, oyuncak ayıcıklar, hediye paketleri ve yılbaşı neşesini yansıtan süslemeler Nişantaşı sokaklarında yerini aldı. Şişli Belediyesi, tüm bu süslemeleri geçen yıl da olduğu gibi A46 Organizasyon ile hayata geçirdi.

Abdi İpekçi Caddesi’nde yürüdüğünüzde size kocaman kurşun askerler eşlik ediyor. Aynı zamanda ışıklı tag’ların altından geçiyorsunuz. Meydanda bir de 7m’lik dev bir yılbaşı ağacı bulunuyor. Bir de fayton gezisi…



11 Aralık 2012 Salı

İznik ve Delft mavisi, İstanbul taşlarında






Bahariye Caddesi’nde yürürken Süreyya Operası’nın önünde bir hareketlilik gördüm. Nedir, ne oluyor diye hemen yanlarına gittim. Kurulan çadırın etrafında hummalı bir çalışma vardı. Caddenin kenarındaki top şeklindeki taşların üzeri boyanıyordu… Aslında siyah olan bu taşlar önce beyaza boyanmış daha sonra da çini mavisi rengiyle desenler çiziliyordu.
Türkiye ile Hollanda arasındaki diplomatik ilişkilerin 400. yılı sebebiyle yıl boyunca pek çok etkinlik yapılırken yılın son günlerine denk gelen bu sokak etkinliği ise tüm çalışmaları şıklıkla noktalıyor.


Dünyada çini denilince akla Türkiye’den İznik, Hollanda’dan da Delft gelir. Beyaz üzerine mavi desenleriyle bilinene çini ve porselenleriyle tanınan Delft, Hollanda’nın ortasında aslında küçük bir kasaba. Burada 16. yüzyılda kurulan fabrikayla başta kraliyet ailesine ardından dünyaya pek çok desende porselen takımlar ve çiniler yapılmış.
Türk ve Hollandalı sanatçıların yanı sıra öğrencilerin de yer aldığı projede, 50 ila 70 adet taş boyanacak. Proje, şimdilik Süreyya Operası’nın önünde ve yan sokağında gerçekleşiyor. 10 Aralık’ta başlayan boyamalar 15 Aralık günü sona eriyor. Yolunuz düşerse bakmanızı tavsiye ederim…

 Bu da Delft porseleninden bir örnek...

8 Kasım 2012 Perşembe

Badem ezmesi ve lokumların izinden Heritia'ya




Sıcak günlerin tadını çıkarttığım bir öğleden sonra Heritia ile karşılaştım. Bu adresi çok iyi biliyordum çünkü daha önce Her Şey Aşk’tan markası buradaydı. Binadan içeri girdiğimde gayri ihtiyari önce sağa yönelsem de çok geçmeden sol taraftaki dükkanın da buraya ait olduğunu öğreniyorum. Bir yanda akide şekerleri, badem ezmesi ve lokum kutuları raflara dizilirken diğer tarafta da Türk el işlemeciliğine yönelik örnekler yer alıyor. Önce şekerlerin olduğu kısmı anlatayım; ortaya mermer bir masa yerleştirilmiş… Anlaşılıyor ki bu masa, gün içinde çay ve kahve sohbetlerine zemin oluyor. Çünkü burayı kuran Zeynep Küçük Willems, misafir ağırlamayı ve sohbet etmeyi çok seviyor. Lokum, badem ezmesi ve rengarenk akide şekerlerinin tamamı organik, glukoz, esans ve gıda boyası içermeden hazırlanıyor. Lokum çeşitleri arasında duble fıstık, portakal parçalı, gül yapraklı ve balkabağı-ceviz tatları da bulunuyor.

Diğer mağazada ise el işlemeleri, sedef işlemeciliği ve değerli metal işlemeciliğinin seçkin örnekleri yer alıyor. Sedefte sehpalar ve dolaplar bulunurken tespih ve kalem kutuları, altın sim, gümüş ve ipekle elde işlenmiş masa örtüleri, duvar panoları, gümüş, bakır, pirinç metallerinden yapılmış ev objeleri hayranlıkla izliyorsunuz. Zeynep K. Willems’ın bu işe yönelmesinin sebebi ise annesi… Anne Nahide Küçük, Beyoğlu Olgunlaşma Enstitüsü mezunu, Türk İşleme Sanatı’nı yapan biri isim. Çalışmalarını daha sonra Hilton ve Swissotel’de açtığı mağazalarda devam ettirmiş. Yıllar içinde annesinin çalışmalarına şahitlik eden Zeynep Hanım, kariyerini bu yönde çizmeye karar vermiş.

Miras Diyarı anlamına gelen Heritia’nın logosunda ise hayat ağacı kullanılmış. Hatta Selçuklu dönemine ait Konya'daki İnce Minareli Medrese'nin taç kapısından alınıp stilize edilmiş.

28 Ağustos 2012 Salı

Dünyanın en pahallı bienali Paris’te başlıyor






Sonbaharda Paris’e yolu düşenler çok şanslı. Dünyanın en büyük antikacıları ve mücevher markalarının bir araya geldiği 50 yılı aşkın zamandır gerçekleşen Antika Bienali’nin 26.’sı 14 Eylül’de başlıyor. Paris Grand Palais’te gerçekleşecek ve ziyaretçilerine her anlamda görsel bir şölen sunacak bienalin tasarımcısı ise Karl Lagerfeld. SyndicatNational Des Antiquaires (SNA) tarafından organize edilen bienalde, dünyanın en iyi antikacıları ve sanat galericileri olarak anılan profesyoneller tarafından sunulacak eserler birlikte sergilenecek.
2010 yılından bu yana 33 yeni katılımcıyla birlikte toplam 119 sergiciye yer verecek Bienal 70 yıldan uzun süredir kapalı olan Salon d’Honneur’ün yeniden açılışı da yapılacak. Bienalin gala yemeğinin geliri ise yöneticiliğini Jacques Chirac’ın eşi Bernadette Chirac’ın üstlendiği Fondation Hôpitaux de Paris Hôpitaux de France’a bağışlanacak.
Antika Bienali’nde, Louis Vuitton L’Escape Cururelle ve Fondation Cartier pour I’art Contemporain sergileri benzeri daha önceki yıllarda olduğu gibi yine uluslararası markalar da prestij için temsil edilecek.

"Paris’te Vitrin Gezmesi"
Karl Lagerfeld, 26. Antika Bienali için 19. yüzyılın sonlarına özgü Paris çarşılarının ve pasajlarının ruhunu yeniden canlandırmayı istemesiyle SNA ile yakın ilişkide çalışan Bienal müteahhidi René Bouchara da Karl Lagerfield’ın bu hayalini gerçeğe dönüştürmüş.
Place de la Concorde’dan Arc de Triomphe’a dek uzanan ve Champs- Élysées’yi sembolize eden ana yürüme yolunun etrafına kurulan stantlar koridorlara açılıyor ve objeleri ön plana çıkararak antik dönemlerden 20. yüzyıla dek uzanan sergi ürünlerini görme fırsatı sunuyor. Paris’in o dönemdeki atmosferini yaratmak amacıyla 19. yüzyıl şehir mimarisinin stilistik varyasyonları olarak 10 farklı bina cephesi tasarlandı. Ziyaretçiler, Nave ve Salon d’Honneur arasında kurulan ve toplamda 5,150 metrekarelik alana yayılan sergi alanlarını dolaşabilecek. Sergi, 23 Eylül akşamı sona erecek


25 Ağustos 2012 Cumartesi

Soğuk günlere sıcak bir adım







Malum bu sıcak günlerin bitmesine az kaldı. Sonbahar çok yakın kış da kapıda. Soğuk günlerde ne giyineceğimizi şaşırırız. En kalın kazaklarımız, ayaklarımızı sıcacık tutan botlarımız soğuk günlerin vazgeçilmezleridir. Son yıllarda çok moda olan UGG botlardan sonra yine aynı coğrafyadan dünyaya yayılan EMU çılgınlığı bu kış da devam ediyor. Fazlaca sokağa dökülmesinden ve en çok da kirlenmiş, yamuk yumuk olan çokça örneklerine rastladığımdan dolayı pek sıcak bakmadığım bu botları yakışanının da çok güzel taşıdığını da söyleyebilirim. Kısacası abartmadan kararınca giyildiğinde cool bir duruş sergiliyor bu botlar.  

Hollywood yıldızlarının çokça tercih ettiği EMU, suya dayanıklı koyun derisi özelliğine sahip. Yumuşacık yüzde 100 Avustralyalı koyun derisinden üretilen bu botların anatomik olarak uygulanan koyun derisi tabanı sayesinde, bulutların üzerinde gibi yürümek, güçlü kauçuk dış tabanıyla yumuşak eva taban ise dayanıklılığı ve konforu temsil ediyor. Bir de ayağınızı daha iyi kavrayan ve destekleten şekillendirilmiş topuk sayesinde daha sağlıklı adımlar atabilirsiniz. 


16 Ağustos 2012 Perşembe

Bu ballar Jaeger-LeCoultre marka



1833 yılından beri İsviçre’deki Vallee de Joux’da faaliyet gösteren Jaeger-LeCoultre, seçkin saatler yaratıyor. Bugüne dek sektöründe bir çok dünya ilkine imza atan marka şimdilerde üretim tesislerini ziyaret edenlere otantik ve orijinal bir hediye takdim ediyor. Tüm ziyaretçiler eşsiz saat işçiliğini keşfetmenin yanı sıra, burada üretilen Honey from the Manufacture Jaeger-LeCoultre isimli özel balı da tadabilecekler. Grande Maison, biyolojik çeşitliliği koruyarak, en iyi kalitede bal üretimi yapma kararını takiben, o bölgede bu konuda uzman olan Franck Cozet ile iletişime geçerek, tesise on adet arı kovanı kurup kovanların bakımını da üstlenmesini rica etti. Bu girişimin amacı, Grande Maison’daki 1200 Jaeger-LeCoultre çalışanına ve dünyanın dört bir yanından gelen marka ziyaretçilerine, “çevreyi önemseme” bilincini bir kere daha vurgulamaktı.


Making Time More Beautiful - Zamanı Güzelleştirmek
179 yıllık köklü firma, ilk günden bu yana çalışmalarının çevreye olan etkisi konusunda da duyarlı. Farklı kişilerle yapılan ortaklıklarla, yerel ve uluslararası pek çok aktviteye dahil oluyor. Making Time More Beautiful (Zamanı Güzelleştirmek) projesi, üretim tesislerinin kurucusu Antoine LeCoultre’nin üretim tesislerinin büyüyebilmesi için altyapı ve çevresel faktörlere de önem vermesiyle ortaya çıkmış. 2009 yılında, üretim tesislerinin büyümesiyle, bu proje yeni bir boyut kazanmış. Tesislerde artık kağıtların geri dönüşümü sağlanıyor. Bunun yanı sıra, tesiste çalışanlar için otobüsle gerçekleştirilen taşıma sistemi hayata geçirildi. Bu projeyle marka 2008’de State of Vaud Prix de la Mobilité’ye (Taşıma Ödülü) layık görüldü. Uluslararası platfromda, Jaeger-LeCoultre UNESCO üyesi bir kurum. Dünya Miraslarını Koruma programı kapsamında Tides of Time (Zamanın Dalgaları) projesini oluşturarak yok olma tehlikesindeki denizlerin korunmasına katkıda bulunuyor.

12 Ağustos 2012 Pazar

Kağıttan eserlerin durağı, Kağıthane


Kimimizde çocuk yaşlarda başlar kağıt sevgisi. Renkli oluşları, kalınlıkları yada üzerindeki dokusuyla çeker ilgiyi. Bazılarımız jilet gibi saklar bazılarımız üzerine bir şiir karalar… Teknolojinin nimetlerinden yararlanırken kağıdın varlığını unuttuk. Pek çoğumuz notlarımızı elimizdeki elektronik ekranlara alır olduk. Ancak kağıtla haşır neşirliliğini yitirmeyenler not defterlerini de yanlarından ayırmıyor. İşte bu kağıtsever bir topluluğa hitap eden Kağıthane, kağıtlara farklı anlamlar yüklüyor. Böylece bu gruba yeni meraklılar da dahil ediyor.
Ihlamur yolundan yukarı doğru çıkarken hemen sağ taraftaki Kağıthane’yi göreceksiniz. Aslında markaya aşina olmanız mümkün. Çünkü ilk olarak Ocak 2011’de Karaköy-Fransız Geçidi’nde açıldı. Ardından Galata’da ve son olarak da Nişantaşı’nda birer mağazası bulunan Kağıthane’de İstanbul teması, ürünlere neşeli ve farklı bir biçimde yansıtılıyor. İstanbul’un kedileri, bitkileri, yemekleri, tipleri, sokak tabelaları ve gemileri... Nişantaşı’ndaki dükkanda kağıtların yanı sıra ilginç kitaplar da bulmak mümkün.
Kağıthane’nin yaratıcısı Emine B. Tusavul, uzun yıllar reklam sektöründe çalışmış. Kriz sırasında işlerin hafiflemesiyle kendisini kağıtlara farklı anlamlar yüklerken bulmuş. Ancak mağazasını açması biraz zaman almış. Derken ablası işletmeci Lal Dedeoğlu’nun Karaköy’de açtığı Bej Cafe’nin bir bölümünde Kağıthane açılmış.

TAMAMEN YERLİ ÜRETİM
 “Kağıt, tasarlanarak ne hallere dönüşebilir? Bu tasarımlara bağlantılı diğer tasarımlar ne tür malzemelerde hayat bulabilir? Grafik tasarım bunların hepsinin nasıl ortak noktası olur? İstanbul bu tasarımlarda nasıl yansır? Herkes kendinden bir parçayı bu tasarımlarda nasıl görür?” İşte bu sorularla işe başladıklarını anlatan Emine B. Tusavul, “Üç yıldır yoldayız. Düşüncelerimizi, taslaklarımızı biriktirdik. 2011 başında iki ay gibi kısa bir sürede hepsini hayata geçirdik. Tasarımların hepsi Türk malı” diye anlatıyor. Kağıthane’de, Emine B. Tusavul kendi tasarım kadrosuyla ürünlerin büyük çoğunluğunu tasarlıyor ve aynı zamanda genç tasarımcılarla da Kağıthane Houseofpaper’a özel ürünler üzerinde çalışıyor.

HER GELDİĞİNİZ KAĞITLAR DEĞİŞİYOR
Kağıt, takı, mekan aksesuarı ve tekstile yansıtılmış tasarımların ortak bir özelliğinin olduğuna dikkat çeken Tusavul, “Aslında bu ürünlerin hiç birine çok ihtiyacınız olmayabilir ama onları gördüğünüzde hepsini birden almak isteyeceksiniz. Çünkü bu ürünler sizleri gülümsetmek, güzel anıları hatırlatmak ve İstanbul’un güzelliklerine değinmek üzere tasarlandı. Sonra da bir daha bir daha bu dükkana gelmek isteyeceksiniz. Her geldiğinizde de yeni bir tasarım sizi bekliyor olacak. Bu günlerde İstanbul’da Ramazan günlerini yaşayanları hoş tutacak vitrinleriyle öne çıkıyor ürünler. Hemen arkasından neler gelecek bakalım...” diyor.

29 Haziran 2012 Cuma

Hayallerim var! Gerçekleşecek!

Eskiden günlük tutardım, yazardım… Büyüdüm, şimdi işim hep yazmak oldu. Bugün, şu an o günlükleri hatırlayarak yeniden yazmak istedim. Şimdi bu terasta, yeni ay tepemde ilk günlerini sürerken ben de ne günler geçirdiğimi düşünüyorum. Her şey başkalaşırken beni de arkasından sürüklüyor. Bu sürüklenme bazen zevk verirken bazen dayanılmaz üzüntüler yaşatıyor. Günler eskisi gibi değil çabucak akıp gidiyor. Ancak hayaller o hızlılıkta gerçekleşmiyor. Biz insanoğlunu da en çok bu üzüyor. Benim de hayallerim var. Daha erken yaşlarda, çok hayal kurar içlerinde kaybolup giderdim. Sonra birini sevdim. Mutluluklarla beraber gerçek üzüntülerle de karşılaştım. Bu gerçeklik beni hayal kurmaktan uzaklaştırdı. Neredeyse yasaklamıştım kendime hayal kurmayı. Hayaller, gerçeklerin ilk adımıydı oysa… Ama benim için düpedüz kendini kandırmaydı. Onun için zinhar hayal kurmadım, birkaç yıl boyunca. Sonra hayat değişti. Ben biraz daha büyüdüm, duygularımla olgunlaştım. Değişirken geliştim.

Bugünlerde hayal kurma eylemiyle yeniden karşılaştım. Tıpkı eski bir dostu görmüş gibi beni sevindirdi. Şimdi hayallerim var. Sadece denizlere yada gökyüzüne bakarak değil, okuduğum kitabın satırlarında bile o hayallerimle kaybolabiliyorum. Derken kendi kendine gülen bir ben’le buluşuyorum. Bu da beni mutlu ediyor, içimi kıpırdatıyor. Tıpkı güzel gülen bir adama bakmak gibi… Gözlerinden neler hissettiğini anlamaya çalışmak gibi…

‘Beni korkutmuyor’ dersem, inanın yalan söylemiş olurum. Her bilinmeyen şey gibi bu da beni korkutuyor. Ama bu korkunun, beni alt edemeyecek kadar güçlü olmadığını da hissediyorum. Çünkü benim güçlü hayallerim var!

Hayaller, insanın bir yerde umududur da… Hayal kurmak, o şeyle ilgili umut etmek ve onu istemektir. Umut etmek, umutlu olmak ve sabırla beklemek insanı ilerletir. Geleceğe bu pencereden bakmak bu hengamede biraz olsun huzur bile verebilir.

Hayal kurun. Ve bilin ki, çok isteyerek kuracağınız bir hayal, önünde sonunda hayatınıza dahil olacaktır.



14 Mayıs 2012 Pazartesi

Şık kadınların şık evleri









İğne oyaları, kanaviçe, dantel ve petchworkler kısacası el emeği olarak nitelendirdiğimiz pek çok detay Casa de Ella’nın koleksiyonunu oluşturuyor. Maçka’dan Teşvikiye’ye doğru yürürken solda giriş katında şık bir vitrini olan mağaza, ev tekstilinin en şık ve özel detaylarda nasıl buluştuğunu gösteriyor. Dışarıdan bakınca yabancı bir marka görüntüsü veren Casa de Ella’in tam bir yerli üretim olduğunu söylersek şaşırmayın.

İlk olarak 2005 yılında kurulan markanın bir sonraki yıl pazarlama çalışmaları başlamış. Adres İstanbul’daki mağazasıyla perakendeye giren Casa de Ella, iki buçuk yılın sonunda Nişantaşı’ndaki yerine taşınmış. İspanyolcada ‘kadının evi’ anlamına gelen Casa de Ella’nın kurucuları da Aslı Kartal ve Mine Begeçarslan… İktisat mezunu olan Aslı Karakartal, Califorina’da master tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönerek temelinde el işçiliği olan bir ürün çıkartmaya karar vermiş. Mine Begeçaslan ise markanın yurt içi pazarlamasıyla ilgileniyor.
Casa de Ella’nın dişi bir marka olduğunu anlatan Aslı Kartal, “Hazırlanan koleksiyonlara da Kadının Neşesi, Kadının Kökleri, Kadının Atası, Kadının Manyaklığı gibi isimler veriyoruz. Anadolu ve Osmanlı el sanatlarından örneklerle yapılan yastıklar, havlular, çarşaf takımları ve masa örtüler bulunuyor” diyor. Casa de Ella’nın el işçiliğiyle oluşan parçalarını ise Anadolu’nun küçük şehirlerinde yaşayan ev kadınlarından temin ediliyor. Sipariş edilen iğne oyası ve danteller daha sonra Sakarya’daki atölyede tasarlanıyor. Casa de Ella’nın ürünleri, el işçiliğinin günlük kullanıma adapte etmek üzere hazırlanıyor. Böylece kullanmaya kıyılamayan iğne oyaları veya danteller rahatlıkla günlük hayata şıklık katabiliyor.

Tekneleri de şıklaştırıyorlar
Casa de Ella’de ev tekstilinin yanı sıra tekneye yönelik koleksiyonlar da bulunuyor. 2006’da Avrasya Boatshow ve Bodrum Yat Show’a katılarak bu yönde de koleksiyonlar da hazırlayan marka, şık teknelerde kullanılan marin desenli dekoratif yastıklardan çarşaf takımlarına kadar tüm tekstil ürünlerini oluşturuyor. Motor yat, yelkenli ve ticari teknelere yönelik ürün grupları bulunuyor. Yurtdışı fuarlarına da katıldıklarını anlatan ikili, Dubai ve Las Vegas’ta iç dekorasyon fuarına bulunduklarını 2008 yılında da İngiltere-Birmingham’da En İyi Yeni Aksesuar ödülünü aldıklarını söylüyor. Bu mağazanın yanı sıra İstanbul, Ankara, Urfa, Göcek, Kuveyt, Suudi Arabistan’da butik ve cornerlarda ürünleri satılıyor. Aslı Kartal, ABD ile de bu konuda henüz flört halinde olduklarını anlatıyor. Perakende satışın yanında proje de çalıştıklarını anlatan iki ortak, şimdilerde Moskova’da bir ev projesini hayata geçirdiklerini söylüyor.

Çocuk odaları da Casa de Ella’dan
Aslı Kartal son olarak bebek odasına da girdiklerini sözlerine ekliyor; “Çeyizlerini yaptığımız müşterilerimiz şimdi bizden çocuk odalarını hazırlamamızı istiyor. Biz de Nino ve Nina adını verdiğimiz kız ve erkek çocuklara yönelik iki koleksiyon hazırlıyoruz.”
Her konuda tüketicinin kendilerini yönlendirdiklerini anlatan iki ortak, perakende satışlarının yanı sıra yakında internet üzerinden de satışlara başlayacaklarını belirtiyor. Müge Begeçarslan, böylece tüm Türkiye’ye rahatlıkla ulaşabileceklerini anlatıyor.

Bu fırsatlar da Bodrum’dan


Yaz tatili için planlar yapmaya başladık. Çoğu kişinin ilk tercihi olan Bodrum, ister hafta sonu ister daha uzun süreli tatil için tercih ediliyor. Son yıllarda ülke genelinde hızla yayılan fırsat sitelerine bir yenisi daha eklendi. Ancak bu kez biraz farklı. Çünkü bu fırsat sitesi sadece Bodruma yönelik. Bodrum’daki kafe ve restoranlardan otel ve plajlara kadar pek çok mekandan fırsat sunan http://www.bodrumfirsati.com/, aynı zamanda bu yöreye özel ürünleri de satışa sunuyor. Sitenin kurucusu Yücel Niego ve Aslı Everi, fırsatlarını anlattı.

Bodrum Fırsatı nasıl doğdu?
Adından da anlaşılacağı gibi Bodrum Fırsatı, Haziran 2011’de Yücel Niego tarafından Bodrum Yarımadası’na hizmet vermek üzere kurulan, web üzerinden çalışan bir fırsat sitesidir. Yücel Bey daha önce İstanbul’da kurmuş ve yönetmiş olduğu birçok web sitesinin sahibi ve yöneticisi olması sebebiyle bu konudaki birikimini ve deneyimini Bodrum’da kullanmaya karar vererek projesini hayata geçirdi ve Bodrum’un ilk ve tek fırsat sitesini kurdu. Ben de bir yıldır Bodrum’da yaşıyorum, reklamcı ve marka stratejistiyim. Uzun yıllar İstanbul’da iyi ajanslarda sektörlerinin başarılı markalarına hizmet verdim. Marttan beri de Bodrum Fırsatı’nda Yücel Bey ile çalışıyoruz. İkimiz de Bodrum’da yaşamanın, buraya tatile gelmenin, Bodrum’da alışveriş etmenin, yeni yerler keşfetmenin, yeni tatlar ve farklı mekanlar öğrenebilmenin insan hayatında iyi birer fırsat olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla Bodrum Yarımadası’nın fırsatlarını doğru adresten, uzaktan değil içinden iletişim kuran ve burada yaşayan ekibin tetkik ederek üyeleriyle paylaştığı www.bodrumfirsati.com sitesinden satın almanın ancak doğru ve gerçek bir fırsat olabileceğine inanıyoruz.

Mekan fırsatları yanında ürünler de var. Bunlar neler?
Evet, aslında bu ürünler yüzde 100 Bodrum ismi altında toplanan ve toplanacak ürünlerden oluşuyor. Bu kategorimizde sadece Bodrum’a özgü, burada, yerinde bulunan ürünleri ve Bodrum’u anlatan ürünleri satışa sunuyoruz. Yakında bu bölüme eklenecek birçok ürünümüz olacak. Benim de haziranda şu anda yazılarımın olduğu web sitem www.aslita.com adresinde satışı başlayacak takı ve aksesuarlarımdan özellikle Bodrum’u anlatan Yemenita koleksiyonum kendi sitemden bile önce ilk kez www.bodrumfirsati.com sitesinden satışa çıkacak. Bodrum tutkunlarına birçok sürprizimiz olacak.

Önümüz yaz ve neler hedefleniyor?
Yaz ayları Bodrum’da hareketin, mekanların, eğlencenin ve dolayısıyla bir çok farklı hizmet sektörünün arttığı bir dönem. Bu dönemde fiyatlar da artıyor. Biz de Bodrum Fırsatı olarak, üyelerimize ve bizi takip edenlere diyoruz ki; Bodrum’da tatilini geçirmek isteyenler öncelikle sezon fiyatlarına oranla çok daha avantajlı fiyat ve her tipteki müşteri profiline seçenek sunan tatil fırsatlarımızdan yararlanabilir. Ayrıca Bodrum’da yaşamak veya hayatınızın belli bir dönemini burada geçirmek gibi bir fırsata sahipseniz mutlaka alışveriş ve ürün fırsatlarımızdan ve size sunduğumuz avantajlı fiyatlardan faydalanın. Bodrum’un bilinen, tanınan mekanlarında yüzde 70’e varan indirim fırsatlarıyla yemek yemeyi, eğlenmeyi, alışveriş yapmayı, masaja gitmeyi, bakım yaptırmayı kim istemez. Bodrum’a gelmeden ve burada olduğunuz zaman boyunca ziyaret edeceğiniz, sizi keyifli ve kazançlı hissettirecek bir adres.

Bodrum Fırsatı'nın müşteri profili kimler?
Bodrum Fırsatı’nın müşteri profili, orta seviyeden üst seviyeye kadar genişleyen bir yelpazede. Bu profil daha çok kendi işinde veya başka bir yerde ücretli çalışan, karar verme konusunda atik, ne istediğini bilen, planlı ve yenilikçi, karşısına çıkan fırsatları iyi değerlendiren, ağırlıklı olarak 20-55 yaş arasından oluşan bir profil.

En çok hangi şehirlerden talep var?
Tabii ki en çok İstanbul’dan talep var, ama arkasından çok ilginçtir ki Eskişehir ve Samsun gibi şehirlerden ve yurtdışından talep geliyor. Sistemimizde sitemize bırakılan e- mail adresleri sayesinde sahip olduğumuz geniş bir datamız var ve bu dataya fırsatlar yenilendikçe ve e-mailing ile sürekli bilgilendirme ve yeni fırsat detayları gönderiliyor. Bu sebeple evet İstanbul ama diğer şehir dengeleri değişebiliyor ve farklı şehir taleplerinden satın almalar gerçekleşiyor.

25 Mart 2012 Pazar

Işıkla gelen değişim







Sloganlarıyla bütünleşen tasarımlara hayat veren Diane Von Furstenberg, sezona hazır. Her yaştaki kadının iç dünyasını her yönüyle keşfetmek felsefesiyle ortaya çıkardığı koleksiyonunu moda severlerin beğenisine sunan
Diane Von Furstenberg ve markanın çok yönlü kreatif direktörü Yvan Mispelaere, bu kez de The light appears and everything changes-Işığın ortaya çıkmasıyla her şey değişiyor sloganından ilham aldı.
Marka, yeni koleksiyonuyla kadının hayattaki duruşunu derin duygularını farklı konseptlerle bütünleştirirken kumaşları ve orijinal tarzlardaki çizgileriyle de kadını kendi stilini oluşturmasına yardım ediyor. Çiçek ve dantel dokulu, teni saran formlarla özel yıkama, hacimli kotonu harmanlayan koleksiyonuyla marka, yeniliklere açık olma özelliğiyle bu sezona heyecanlı bir başlangıç sunuyor.

Marka özgürlüğüne düşkün olan kadınlara ithaf ettiği yeni koleksiyonunda kullandığı silüeti, ışığın etrafa yaydığı berrak renklerle turkuvazın enerjisi, mercanın ateşi ve mint renginin parlak yansımasını esşiz tasarımlarına aktarıyor. Kurallara ve sınırlara bağlı kalmayan kadını ise koleksiyonunda, özgün hatlarıyla maskülen detaylı dizaynlar vurgulyor. Asi ruhlu olarak tanımladığı kadının baştan çıkarıcı karakterini ön plana çıkarıyor. Kadının her adım atışında, her dokunuşunda yüzünde beliren sıcacık romantik silüetiyle ışığın parlak tınısının sarmalandığı Diane Von Furstenberg 2012 İlkbahar/Yaz Koleksiyonu’nun her bir parçası kadınların özgünlüğüne, hayallerine ve duruşuna ithaf ediliyor.

17 Şubat 2012 Cuma

Bir kadeh kanyak alır mısınız?




Soğuk günlerde içinizi ısıtan her zaman bir fincan kahve olmayabilir. Damakları hoş bir lezzet yolculuğuna çıkaran bir kadeh kanyak, kahvenizin de muzip bir eşlikçisi neden olmasın?

Norman Copenhagen, İskandinavya’nın önde gelen tasarım markalarından biri… Markanın bünyesinden çıkan ve tasarımı Rikke Hagen’a ait olan bu kanyak kadehleri formuyla dikkat çekiyor. Kadehler, şık ve farklı sunuma özen gösterenlere hitap ediyor.

20 Ocak 2012 Cuma

Cildinize profesyonel bakım

1980’de İtalya’da kurulan, profesyonel cilt ve saç bakımında dünyanın ileri gelen markalarına sahip Alfaparf Group’un 2004’te formüle edilip profesyonel kozmetik sektörüne kazandırılan cilt bakımı markası T.e.N., Tecnologia e Natura temeline dayanan ürün gruplarına sahip. Markanın ürünleri özel teknolojik faktörlerin bir araya gelerek ve kozmetolojinin en gelişmiş araştırması sonucu toprak ve denizin sahip olduğu etki gücü yüksek değerli doğal aktif maddeleri olan çiçek ve meyve konsantreleri, esansiyel yağ, bitki özleri ve deniz yosunlarından oluşuyor. Hissedilebilir, görünebilir ve ölçülebilir düzeyde etki sağlayan T.e.N. ürünleri, güzellik salonları, SPA merkezleri, otel, estetik cerrahi merkezleri ve estetisyenlik eğitimi veren okullarda da kullanılıyor. Marka aynı zamanda 20’nin üzerinde ülkede distribütöre sahip.

Şarabın şık aksesuarları




Güneşli ama soğuk bir akşamüzeri Arnavutköy’ün dar sokaklarının birindeki Dilek Sezen’e ait mücevher stüdyosunu ziyaret ettik. Kapıdan girerken üzerimizdeki boğazın o meşhur ayazından eser kalmıyor. Birinci dereceden tarihi eser olan binanın geçmişinden bugüne kalan ahşap merdivenine doğru açılan kapının ardındaki mücevher, şarap ve masa üzeri aksesuarlar, şık ve zarif tasarımlarıyla içinizi ısıtıyor. Koleksiyonların yaratıcısı ise Dilek Sezen…

Yıllardır ABD’de mücevher ve aksesuar tasarımı yapan Sezen, Napa Vadisi’ndeki şarap evleriyle yaptığı çalışmalarla da dikkat çekiyor. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi’ni tamamlayan Dilek Sezen, ilk olarak 1992 yılında mücevher tasarımına başlıyor. Ardından önce New York sonra San Fransisco’ya giderek 2004 yılından bu yana da kendi adını verdiği markasıyla ürünler hazırlıyor. Neredeyse 14 yıldır sadece birkaç günlüğüne geldiği İstanbul’da az da olsa bu konudaki çalışmaları incelerken hem İstanbul’un hem de Türk şaraplarının gelişimini gözlemlediğini anlatan Sezen, işinin bir kısmını İstanbul’a da taşıyarak burada bir mücevher stüdyosu açmaya karar veriyor. Sezen ve kız kardeşi iç mimar Didem Sezen, çalışmaları bir yıl önce başlayan ve bugün özel bir mücevher stüdyosuna dönüşen mekanlarında hem bireysel hem de kurumsal hizmetler veriyor.
Coppola’ya koleksiyon
Luxury Marketing Council’a üye olan Dilek Sezen, aynı zamanda New York merkezli The Luxury Institute’ye de kabul edildi. Bu iş birlikleri sonucunda Napa Vadisi’deki şarap evleriyle tanıştığını anlatan Sezen, bu bölgedeki şarap evlerine yönelik koleksiyonlar hazırlıyor. Luxury Marketing Council’a üye olan ve Napa Vadisi’nde tek Türk marka olan Sezen’in çalıştığı firmalardan biri ise şaraba olan özel ilgisiyle tanınan ve Godfather serisinin efsane yönetmeni Francis Ford Coppola’nın şarap evi… Tasarımcı, Coppola’nın Rubicon serisi için aksesuarlar tasarlıyor. Ayrıca butik şampanya firması J Winery de çalıştığı markalardan biri. J Winery’nin bir özelliğini Dilek Sezen şöyle anlatıyor, “Şampanya yapımında üzümleri ezmek için kullanılan bir makineleri var. Bu makine, Fransa dışında dünyada sadece Güney Amerika’da J Winery’de bulunuyor.” Şarap evleriyle yıl içinde çeşitli projeler ürettiklerini anlatan Dilek Sezen, “Önemli olan söz konusu firmayla karşılıklı iletişim ve o birliktelikten neler çıkacağı. Mesela Rubicon’un hediyelik eşya mağazası Napa’daki en güzel dükkan. Orada benim parçalarım yer alıyor. Coppola’nın şarap eviyle bağbozumu yemekleri veya Amerika’nın birkaç açık artırmasından biri olan açık arttırmada çalışmalar yapıyoruz” diyor. Mücevherlerden sonra özellikle şarap aksesuarları tasarlamaya karar verirken şarabın da yaşayan bir şey olduğunu düşünerek işe başlayan Dilek Sezen, “Nasıl mücevherde doğal malzemeler kullanılıyorsa ve bu malzemeler her zaman bulunamıyorsa şarap da öyle. Ayrıca arkasında çok emek var” diyor.

Dilek Sezen’in şarap aksesuarları arasında şarap tıpası, metal ve bufalo boynuzundan tirbuşon, şarap kupaları, not defterler, gümüş şişe altlıkları, peynir tabağı ve peynir bıçakları bulunuyor. Yeşim taşından hazırlanan şarap tıpaları, en çok ilgi gören aksesuarlar arasında. Sezen, “Yeşim taşını çok kullanıyoruz. Amerika’da bu taş, renginden dolayı şaraba çok yakıştırılıyor. Burada ise daha çok kırmızı renkten yana bir seçim olduğunu gördüm” diye anlatıyor. Not defterleri ise yine çok özel. Bu defterlerin dışı Japon el yapımı serigrafi kağıdıyla kaplanmış ve ipek ciltli. İç sayfaları ise İtalya’da yapılıyor. Ayrıca kişiye özel şarap kadehleri de tasarlanabiliyor. Tasarım yaparken değişik taşları kullanmayı tercih eden Dilek Sezen, çok görülmeyen taşları seçmekten geri durmuyor. Safire çok meraklı olduğunu belirtirken turmalin, ametist ve lav taşı kullanmaktan zevk aldığı taşlar arasında.
Fotoğraflar: Ziynet ÖZEN