30 Mayıs 2013 Perşembe

Parizyen bir zarafet Ladurée

Kahve içmek için mutlaka zaman yaratırım. Aç da olsam tok da olsam bir fincan kahveye hayır demem. Bu kez kuzenimle şık bir kahve molası için Ladurée'yi seçtik. Bugüne kadar kahvelerimizi başbaşa yaptığımız uzun sohbetler eşliğinde içerken yaklaşık 7 aydır bize sessizce ama bazen minik tekmelerle Marina da eşlik ediyor. Mariiinaaaa, güzel bir yaz günü aramıza katılmanı sabırsızlıkla bekliyoruuzzz :))

Ladurée, servisinden dekorasyonuna kadar tam bir Parizyen şıklığı temsil ediyor. Şu günlerde benim gibi Paris sokaklarında gezmek isteyenlerdenseniz bu mekana uğrayarak bu duygunuzu kısmen de olsa tatmin edebilirsiniz. Mekanın iç ve arka tarafında kadife mini berjerlerle bir düzen yaratılmış. Ama sıcak bir yaz günü hele Nişantaşı'ndaysanız püfür püfür esen rüzgarın kıymetini bilerek sokak tarafında oturmayı tercih ediyoruz.

Önce rengarenk macaronların dizildiği vitrinin önünde seçmek için epeyi bir zaman harcıyoruz. Olmuyor masamıza geçip bu kez menüden altılı bir tabak macaron ve kahvelerimizi  ısmarlayıp sohbetimize başlıyoruz. Sunum o kadar zevkli ki, kenarı altın yaldızlı, renkli porselen tabak ve fincanlara gümüş kahvelikler eşlik ediyor. Kahve seçenekleri arasında Türk kahvesinin olmaması üzücü. Zira bu tip markaların lokal detayları da bünyesine katmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Espresso ve latte seçeneklerden...

Karaköy'de bir tur

Lise yıllarımda #Karaköy’deki okuluma gidip gelirken birgün bu semtin böylesi bir hal alacağı aklıma gelmezdi. Zira o yıllarda okula giderken kaldırmların üzerinde uyuyan evsizleri görür korkuyla yanlarından geçerdik. Yok canım o kadar da çook uzun zaman önce değil, 1990’lı yılların ortaları diyebilirim...

Şimdi Karaköy, İstanbul’un değişen yüzünün önemli bir noktası. Bir liman şehri olarak geçmişten bugüne hareketli ve bereketli yapısıyla yeni dünyaya ayak uydurarak gelişiyor. Eski yıllarda sanayi sektörüne yönelik makine ve parçaların satıldığı bir semt olan Karaköy’de pek çok cafe, tasarım ofisi, butik mağaza, otel ve galeri açılıyor. Semtin sokaklarında bugünlerde öğrencilerden turistlere, tasarımcılardan yazarlara renkli bir kitle dolaşıyor.


Hangi mekan sorusuna bir çırpıda Karabatak, OPS, Unter, Komodor, Muhit, Burger Lab ve Gaspar diyebilirim. Ama Karaköy henüz bu kadar popüler değilken Karaköy Lokantası’nın var olduğunu söylemek isterim. Esnaf lokantası samimiyeti ve lezzetiyle servisine devam eden mekanda hala öğlenleri yer bulmak için sıranızı beklemeniz gerekiyor. Mekanın yaratıcısı Oral Kurt’un  öngörüsünü taktir etmek gerekir. Çünkü zamanla mekanın dekorasyonunu yeniledi ve üst katları da Karaköy Rooms adıyla otele çevirdi. Lokantada ev yemekleri çeşitleri yer alıyor. Öğlen saatlerinde paylaşımlı masalarıyla yemeğinizi yiyebiliyorsunuz.

Fransız Geçidi’ndeki Bej ise semtin önemli buluşma nokatalarından. Konforlu bir ortam sunarken lezzet ve kalitenin de kendini hissettirdiği bir yer Bej Kahve... Bej’in arka tarafında ise Kağıthane’nin koleksiyonunu görebilirsiniz. Bu geçitte raflarında onlarca vintage gözlüklerin bulunduğu bir dükkan daha var. Pup-up Shop’da gözlüğün yanı sıra çanta, ayakkabı veya aksesuvarlar da bulunuyor.

Köşe konumyla Karabatak’ın kaldırım dizilmiş tahta sandalyelerinde çoğu zaman yer bulmak imkansız. Menüde kahve ve çay çeşitlerinin yanında sandviç, salata ve tatlı çeşitleri var. Sandviçlerden Volga ve Sava’yı denedim, hem lezzetli hem de doyurucu. Tatlıların yanına krem şanti koymasalar daha iyi  olacak. Kahvelerde seçenek çok her gittiğinizde farklı bir kahveyi deneyebilirsiniz. Kahveler ise meşhur fesli kız marka yani Avusturya’nın en eski kahve markası Julius Meinl...


Karabatak’ın hemen karşı köşesinde de Unter var. Burası biraz daha mesafeli bir duruş sergiliyor. Menüsü de oldukça çeşitli... Salata ve sandviçlerin yanında çiğerden sufleye lezzetler yer alıyor. Hafta içi 13:00’e, hafta sonu da 17:00’ye kadar süren brunchta ise klasik kahvaltının yanı sıra omlet çeşitleri, granola, tost ve musli seçenekleri sunuluyor. Burada 3 mini burgeri denedim, gün içinde az miktarda bir şeyler yemek isteyenlerin karnını doyurabilir.

Geçenlerde de Muhit’te oturdum. Burada ister eski bir berjerde isterseniz de tahta sandalyelerde oturabilirsiniz. Üzeri asmayla kaplı ara sokağa bakan bu mekanda bir akşam üzeri kahvesi içmek günün tüm yorgunluğunu alıp götürüyor.
Kısacası Karaköy sürprizli bir semt. Henüz denemediğim birkaç mekan daha var. Bu semtin hızına yetişmek biraz zor... Ve umarım bu gelişmeler hercailikten uzak semtin dokusu bozulmadan hayata geçer...