23 Şubat 2015 Pazartesi

Bir aktar, bir ölüm, bir mahalle hikayesi

Geçen haftadan...

Karlı bir şubat sabahı, bir gazetecinin kar topu oynadığı için öldürüldüğünü öğrenerek uyanıyoruz. Bu olay üstelik Kadıköy'de yaşanıyor... Gazeteci Nuh Köklü ile çalışmamıştım. İsim olarak bilir, çok sevdiğim arkadaşlarımın da arkadaşıydı. Hemen onlar geldi aklıma... Ne kadar üzülmüşlerdir... Nuh Köklü, arkadaşlarıyla yaşadığı semtin sokağında kar topu oynarken aktarlık yapan bir esnaf tarafından saldırıya uğruyor ve kalbinden bıçaklanarak yaşamını yitiriyor. Yazarken de okurken de insan ne kadar zorlanıyor... Oysa eylemi gerçekleştiren kişi, rahatlıkla bu eylemi gerçekleştirip, ortalıkta gezinmeye ve küfür etmeye devam ediyor. 
Bu detayları öğrendiğimiz saatlerde İstanbul, son yıllarda görmediği bir kara teslim. Bir şaşkınlık ve isyan duygusu ile dolanırken kar tanelerini izlemeye başladım. Ara ara tipiye dönen kar, bazen de kocaman tanelerle döne döne, ağır ağır yağıyordu. Ve her kar tanesi, gökyüzünden yeryüzüne inerken başka bir kar tanesine engel olmuyordu. Kar yağarken çocuklar gibi mutlu olan büyükler, bu haberi aldığı gün bir masum mutluluğu bile yaşayamadı. Kar topu, esnaf, aktar, bıçak, ölüm... Birbirinden bu kadar uzak kelimelerin yanyana geldiğinde ne kadar iç karartıcı olabildiğini gördüm. 

Esnaftan önce aktarı düşündüm. Rengarenk baharatlar, birbirine geçen başdöndürücü kokularıyla insanı bambaşka yerlere götürebilir. Ne de olsa pekçoğu, o uzak ülkelerin zenginlikleri değil midir? Aktarlık, çok eski bir meslektir. Yeryüzünün en değerli ve şifa veren bitki ve baharatlarının bir araya geldiği dükkanlardır... Her aktar biraz şifacı değil midir? Peki, kar topu oynayan birine şiddetle saldıran bu kişi, nasıl bir aktardı?

Diğer yandan esnaf, çok domestik bir kelimedir. Mahalleyi mahalle, semti semt yapan bir oluşumdur. Bazen eve uğramadan köşedeki bakkala alışverişimiz  olmasa da uğrayıp sohbet ederiz. Yada elimizdekini ve hatta evimizin anahtarını bile teslim ederiz. Yukarıda, 'üstelik Kadıköy' demiştim. Evet şehrin eski ve özel muhitlerinden bir semt Kadıköy... Ancak çoğalan nüfus, mahalle anlayışını yok ederken mahalle ve esnaf kavramı, korunaklı çemberinden çıkıyor. 

Bu noktada da başta semt sakinleri, hoş olmayan durumlarla karşı karşıya kalıyor. Tıpkı eski yıllarda Bahariye Caddesi'nde kendi de bir esnaf olan Kadıköylü kadının karşılaştığı muamele gibi... Hanımefendi, telefonunu evde unutuyor ve kızını araması gerekiyor. Sık sık alışveriş yaptığı Moda Caddesi'ndeki fırın&pastaneye giriyor ve telefon etmek için izin istiyor. Pastanede çalışan kadın, ters bir uslupla telefonun dışarıya kapalı olduğunu söylüyor. Bir dakikalık bir telefon kullanımı hangi insani ilişkiden önemlidir, o çalışana gidip sormak gerekir. 

Başka bir olay, hemen mahallemizde açılan pizzacı önünde araba park edilmesini istemiyor. Bu arada kimse önünde park edilsin istemiyor. Peki istemezken mantıklı bir çözümleri var mı? Yok! Sadece istemiyor. Her akşam arabasına park yeri aramak için dakikalarca sokak aralarını dolananların çoğunlukta olduğunu ben bilirken bu kişiler sanırım başka bir dünyada yaşıyor. 

Bunlar gibi pek çok örnek verilebilir. Ancak bu davranış bozukluklarını giderecek bir şey yapılamaz mı? İçinde biraz insani duyguları olan bir kişi o esnaftan alışverişi keser. Elinden başka bir şey gelmez... Ama bilin ki, o kişi gerçek anlamda incinmiştir. Diğer yandan cehaletin hakim olduğu ruhlar ise karşısındakine saldırarak oracıkta öldürür. Farkında mısınız? Bir zaman önce 'öldürebilir' geniş zaman kipini kullanırdık ama şimdi direk 'öldürüldüğünü' görüyor ve yaşıyoruz.

Bütün bunların sebebi maalesef ki, aydınlanmayı zinhar reddedenlerin çoğunlukta olması. Önce doğayı ve hayvanları yok etmeye başladık şimdi de sıra insanlara geldi. Çözüm gitmek mi, susmak mı? Hiçbiri değil tabi ki. Çözüm o değerleri yeniden hatırlatacak  bir gücün ortaya çıkması. Nereden ve nasıl bilmiyorum...