18 Temmuz 2015 Cumartesi

Tenryu-ji Temple

Kyoto’nun beş büyük tapınaklarından biri olan Tenryu-ji, 1300’lü yılların başında yapılmış.Yüzyıllar boyu savaş ve yangın gibi olumsuzluklar yaşayan tapınak binasının aksine tapınağı çevreleyen bahçe orijinal halini koruyor. Dağların çevrelediği bahçede çam ağaçları ve bir de göl bulunuyor.


Bahçede gezerken karşımıza bir grup öğrenci çıkıyor. Öğretmenleri yanımıza gelerek öğrencilerinin bizimle İngilizce konuşmak istediğini onların eğitim için önemli olduğunu anlatıyor. Bu arada nereden geldiğimizi soruyorlar; Türkiye deyince sevinçle karşılıyorlar. Bu duruma farklı yerlerde de yaşıyoruz. ‘Turko’ deyince karşıdan heyecanlı bir jest geliyor. 





16 Temmuz 2015 Perşembe

Bambu ormanı ve harika doğası ile Arashiyama

Fırtına dağı anlamına gelen Arashiyama, seyahatimizin en güzel noktalarından biri. Sabah erkenden Kyoto’nun batısında yer alan Arashiyama’ya geliyoruz. Amacımız kalabalık olmadan çevreyi gezmek ama önce kahvaltı yapıyoruz. Markette aldığımız sandviç ve kahvelerimizle oturacak bir yer ararken bizi yolun sonunda bütün ihtişamıyla akan Katsura Nehri karşılıyor. Nehrin kenarında ağaçların gölgesi altında bir bankta oturuyoruz. Lüks kavramını burada bir kez daha sorgulamak mümkün. Bence dünyada böyle bir doğanın kucağında oturmak ve sabahın o dinginliğinde nehrin akışını dinlemek ve izlemek en büyük lüks...  

Nehrin karşı kıyısından tepelere uzanan ormanın sıklığı ve yaprakların puf puf duruşu, çocukluk yıllarımdaki TRT’de resim yapmayı öğreten ressam Bob Norman Ross’u hatırlatıyor. Basit birkaç fırça darbesi ile yoğun bir orman görüntüsünü tuvale yansıtırdı, ben ise şimdi gerçeğini görüyorum. Adeta beni içine çekiyor.


Nehrin kıyısından yürüyerek köprüden geçiyoruz. Biraz sonra bambu ormanlarına adım atacağız. İşte fotoğrafını gördüğüm bende fazlasıyla merak uyandıran yerlerden biri de burası... Gökyüzünün sonsuzluğuna uzanan bambu ağaçlarının arasında biz küçücüğüz. Sabahın erken saatleri olduğundan ortam oldukça sessiz ve kuş cıvıltıları ile rüzgarın sesini duyuyoruz. Hava sıcak ve güneş kendini gösteriyor ama biz, bambu ağaçlarının altında tatlı bir serinlik içinde yol alıyoruz. Ormanın içinden yukarı doğru yürürken sabah yürüyüşüne çıkanlarla karşılaşıyor ve “Ohayo gozaimasu – günaydın” diyoruz. Zaman zaman yürüyüş yolunun verdiği kıvrımı görmek için arkamıza dönerek fotoğraf çekmeye devam ediyoruz.









13 Temmuz 2015 Pazartesi

Masalsı bir dükkan Mayumura


Arashiyama’nın sokaklarında gezerken şirin mi şirin harika bir dükkanla karşılaşıyoruz; Mayumura. Aslında dükkandan önce duvardaki vitrinin raflarına yerleştirilmiş birbirinden sevimli küçük objeler ilgimizi çekiyor. Ne olduklarını kısa zamanda çözüyor ve soluğu mağazada alıyoruz. İçeri girer girmez masalsı bir ortam bizi adeta içine çekiyor. Orta yaşın üzerindeki Japon hanımefendi içtenlikle gülüyor ve selamlıyor. Biz ise ona karşılık verirken dahil olduğumuz ortamı incelemeye başlıyoruz. Raflara yerleştirilen onlarca figür, tavandan sarkan rüzgar gülleri ve müzikle büyüleniyoruz.


Mayumura, 'koza köy' anlamına geliyor. Objeler de ipek böceği kozalarından üretilmiş. Boya ve renkli kağıtlarla renklendirilen figürleri tek tek inceliyoruz. Yaratıcılık ve emek bu olsa gerek... Mayumura, Tetsuo Kamata tarafından  1960'larda açılmış.

Aralarından bir tane de bizim için seçiyoruz. Ahşap kaidenin üzerine yerleştirilen her objenin bir de mesaj yazmak için kırmızı bir not kağıdı var. Buraya Japon harfleri ile isimlerimizi yazdırarak tarihi de not düşüyoruz. İşte harika bir hatıramız oldu!



Orta yaşlı kadın kocaman bir gülümseme ile günaydın diyerek bizi karşılıyor. İpek böceği kozalarından yapılan figürleri incelerken içlerinden birini seçip almaya karar veriyoruz. Sonunda bir tane beğeniyoruz. Ahşap kaide üzerine yerleştirilen figürlerin bir tarafında ise kırmızı dar uzun bir bayrak yer alıyor. Buraya bir mesaj yazabileceğimizi söyleniyor. Biz de isimlerimizi Japon alfabesi ile yazdırarak anılarımıza bir şey daha eklemiş oluyoruz.













12 Temmuz 2015 Pazar

Geleneksel Gion


Kamo Nehri’nin kıyısından yürüyerek Gion’a geldiğimizde güneş yeni batmaya başlamış, gökyüzü kızıl tonlara bürünmüştü. Kyoto’ya bağlı olan bu geleneksel mahallenin sokaklarında yürümenin keyfi bir başka... Tek veya iki katlı ahşap evlerin arasından, kağıt fenerlerle aydınlatılmış dar sokaklardan geçerken bol bol fotoğraf çekiyoruz. Başka bir dünyadayız adeta.

Ağırlıklı restoran ve çay evlerinin bulunduğu Gion’da geleneksel sunum eşliğinde yapılan bir restoranda yemek yemeden geçmeyin. Burada dolaşırken Oku adlı restoranla karşılaşıyor ve bir akşam sonrası buraya rezervasyonumuzu yaptırıyoruz.