27 Aralık 2016 Salı

Bodrum’dan New York’a uzanan çikolata kokusu



Dede mesleği helva ve şekerleme imalatını, kendi kariyerine taşıyan Hülya Güneri, bugün New York'da da tanınan bir çikolatacı oldu. 
Önce French Culinary’i bitirip, ardından Fransa’da Ecole Chocolatat’tan mezun olan Güneri, Ocak 2015’de New York’ta Julietta Mon Amour celebrity butik çikolata atölyesini kurdu. Haziran 2015’de ise Bodrum’da aynı marka ve konseptte butik çikolata üretimine başladı. New York’da dünyaca ünlü isimlere çikolatalarını sunan Hülya Güneri, markasını şimdi de İstanbul'a taşıdı. 
Julietta markasının tüm çikolatalarında dünyanın en iyi çekirdeklerinden üretilmiş Fransız Varlhona kuvertürleri, Madagaskar, Meksika ve Tahi vanilyaları kullanılıyor. Meyve özlerinden ve kakao çekirdeklerinden renklendirmeleri yapılan, tamamı el yapımı ve bitter olan Julietta, koruyucusuz, katkısız, doğal ve taze olarak sunuluyor.








20 Aralık 2016 Salı

O baglere kış geldi





İtalyan O bag’in kış koleksiyonu vitrilerde yerini aldı. Koleksiyon özellikle kürk, örgü ve yün kenarlıklarıyla dikkat çekiyor. Kişiye özel tasarlanabilen gövde ve aksesuarlarıyla tüm dünyada ilgi odağı olan O bag çantalar, sayısız renk ve değiştirilebilir çanta sapı, fermuarlı iç çanta ve kenarlık seçenekleriyle her zevk ve tarza hitap ediyor. O bag’in kış koleksiyonunun gözdeleriyse yumuşak ve gösterişli kürkler, zarif ve metropolit yünlü kumaşlar, rahat ve sportif örgülerle çantaları özelleştiren şık kenarlıklar…


7 Aralık 2016 Çarşamba

Tory Burch'un Gemini koleksiyonu















Modacı kimliğinin yanı sıra stil sahibi bir kadın olan Tory Burch, Gemini Link adını verdiği bir koleksiyon hazırladı. Koleksiyondaki ürünlerin her birini süsleyen iki altın renkli bağlantının birleşiminden oluşan Gemini Link, ünlü modacının hem astrolojik burcu ikizleri hem de 19 yaşındaki ikiz oğulları nedeniyle hayatında önem taşıyan iki sayısını sembolize ediyor. Bağlantı merkezinde ise markanın logosundaki çift T harfine ince bir atıfta bulunan, Fas mimarisinden ve Tory’nin favori iç mimarı David Hicks’den ilham alarak hazırlanan detay yer alıyor.

Çanta, ayakkabı, kemer, şapka ve aksesuarlardan oluşan koleksiyonun göz alıcı parçalarını oluşturan Tory Burch Gemini Link Çantalar, şık logo detayı, ayarlanabilir omuz askısı ve tezat renkli astarları ile sezonun olmazsa olmaz aksesuarı olmaya aday.

5 Aralık 2016 Pazartesi

Yılın takvimi Pirelli hazır






Dünyanın merakla beklediği Pirelli Takvimi’nin yeni sayısı Paris’te tanıtıldı. Alman fotoğrafçı Peter Lindbergh tarafından hazırlanan Pirelli Takvimi’nin 44. sayısı, dünyanın en ünlü oyuncularını bir araya getirdi. Geniş yaş skalası ile dikkat çeken takvimde; Jessica Chastain, Penelope Cruz, Nicole Kidman, Rooney Mara, Helen Mirren, Julianne Moore, Lupita Nyong’o, Charlotte Rampling, Lea Seydoux, Uma Thurman, Alicia Vikander, Kate Winslet, Robin Wright ve Zhang Ziyi gibi isimlerin yanı sıra Moskova Devlet Uluslararası İlişkiler Üniversitesi (MGIMO) Siyaset Teorisi Proseförü Anastasia Ignatova da yer aldı.

4 ülke 5 farklı şehirde çekildi
Çekimleri Mayıs ve Haziran ayları arasında gerçekleştirilen takvim, 4 farklı ülkede ve 5 farklı şehirde çekildi. Los Angeles şehir merkezindeki caddeler, fast food büfeleri, köhne otellerin yanı sıra New York’taki Times Meydanı, Berlin’deki Sophiensaele Tiyatrosu, New York ve Londra’daki tavanarası otel odaları ile Le Touquet Plajı takvimin çekildiği mekanlar arasında yer aldı. Takvimde sadece stüdyoda değil, şehrin çeşitli köşelerinde ve açık hava setlerinde çekilmiş portre ve ortamlardan oluşan 40 fotoğraf yer alıyor.

Üçüncü kez takvimi çekti
2017 sayısıyla Alman fotoğrafçı, Pirelli Takvimi’nde üçüncü kez yer alan ilk fotoğrafçı oldu. Mükemmel vücutların etrafında değil hassasiyet ve duygusallık üzerine bir takvim yaratmak üzere yola çıktıklarına dikkat çeken Peter Lindbergh, böylece ruhuna kadar soyunan modellerin çok daha çıplak olduklarını vurgulamak amacıyla ‘Duygusal’ başlığını seçtiklerini belirtti. “Amacım kadınları farklı bir şekilde resmetmekti” diyen Lindbergh şöyle devam etti: “Bunun için hayatımda önemli bir rol oynayan aktrisleri çağırdım ve fotoğraflarımı çekmek için onlara olabildiğince yaklaştım. Bir sanatçı olarak, kadınları ebedi gençlik ve kusursuzluk fikrinden kurtarma sorumluluğunu üzerimde hissediyorum. Toplumun yücelttiği mükemmel güzellik ideali, kesinlikle ulaşılamayacak bir şeydir.”

Her zaman içinde büyüdüğü sanayi dünyasının unsurlarını fotoğraflarına taşıma becerisiyle tanınan Lindbergh’in takvim ile ilgili ilk fikri teknoloji ve sanayinin çeşitli yüzlerini takvime taşımaktı. Bu yüzden takvim üzerinde çalışırken, Pirelli Grubu’nun en ileri teknolojili fabrikası olan Settimo Torinese’deki Pirelli sanayi merkezinde birçok fotoğraf çekti. Bu deneyim, otomasyon ve inovasyon dünyasından, o kadar çağrışımlarla dolu ve çok güçlü bir dizi fotoğrafın ortaya çıkmasını sağladı. Ancak son olarak iki çekimi ayrı tutmaya ve fabrikadaki çekimleri başka bir proje için kullanmaya karar verdi.

Takvim ile ilgili özel içerikler www.pirellicalendar.com’da
Pirelli Takvimi’ne özel olarak hazırlanan web sitesi pirellicalendar.com’da takvimin yeni sayısına özel tüm içerikler yer alıyor. Sahne arkasında olanlar, 2017 Pirelli Takvimi’nin çekimleri, hikayeleri ve kahramanları ile ilgili tüm detaylara siteden ulaşılabiliyor. Kısa bir süre önce yenilen bu platform, filmlerle, söyleşilerle, fotoğraflarla ve daha önce yayınlanmamış metinlerle ziyaretçileri Takvim’in 50 yılı aşan tarihine götürüyor. Bu yeni yayının özel içeriğinde yer alan Takvim’in Hazırlanışı (Making of The Cal™) bölümünde; süreç, orijinal konseptin ortaya çıkışından takvimin Peter Lindbergh ve ekibi tarafından yaratılışına kadar takip ediliyor. Simgeler (Icons) bölümünde de 2017 Pirelli Takvimi’nin öncüleriyle yapılan özel söyleşiler yer alacak.

14 Ekim 2016 Cuma

Rüzgarın sesi ve Ege'nin çırpıntılarının buluştuğu Samothraki

Ege'de çok güzel bir adaya gittim. Uzakta sessizce duran. Çok etkilendim, sevdim. Ama baştan söyleyeyim bu bir tanıtım yazısı değildir... Güzelliğin paylaşımıdır...

Yıllarca uzaktan heybetli siluetini izledik Samothraki'nin. Yüksekliği ve üzerinde hep bulutların olması ilgimizi çok çekiyordu... Ama bir türlü demir alıp dümenimizi tam yol adaya kırmadık. Bir büyüğümüz şöyle der; 'Her şeyin bir vakti zamanı vardır' evet tam dediği gibi oldu ve o vakit yıllar sonra bir eylüle denk geldi... Alexandropoli'den bindiğimiz feribotla 2 saat 10 dakikada adaya ulaştık. Adaya yaklaştıkça dağların heybetine ve bulutların yoğunluğuna daha da yakından şahit olduk.
Adaya indiğimizde, güneş artık günlük görevini tamamlamış, dünyanın öbür tarafını aydınlatmak üzere ufukta kayboluyordu. Biz ise Ege’nin üzerinde ateşin her tonuna bürünen güneşi izlerken bir yandan da konaklayacağımız yere ilerliyorduk.


Samothraki, çok sakin bir ada. Öyle beach, tesis, gece hayatı, alışveriş v.s. beklentiniz varsa hiiç gelmeyin... Ancak huzuru doğada arayanlar için mükemmel bir lokasyon. Bu arada hippilerin de tercihi... Ormanda çadır kuran bu insanlar, doğada bir yaşam alanı kumuşlar kendilerine...

Samothraki ismini ilk olarak Homeros kullanıyor. İlyada Destanı’nda Poseidon’un Troya Savaşları’nı takip ettiği dağ Fengari bu adadadır.

Adanın en kalabalık noktası limanın da bulunduğu Kamariotissa. Feribottan inince yan yana dizilmiş cafeleri, küçük dükkanları ve marketleri görebilirsiniz. Adada başka restoranlar da var ama biz kaldığımız süre boyunca tercihimizi, Kamariotissa’daki Charanas Taverna’dan yana yaptık. Mezelerinden deniz mahsüllerine her şey çok lezzetliydi. Tadı damağımda kalan imam bayıldı –ki çok sevmezdim ve pancar...

İlk gün, sabah erkenden adayı baştan sona hızlı bir keşfe çıktık. Tabi gece boyunca rüzgarın sesi ile uyuduğumuzu söylemek isterim. Güneş yükseldikçe rüzgar, hızını hafifletse de kimselerin olmadığı Kipos plajına vardığımızda arabadan inip denize doğru güçlükle yürüdük. Dik kayalardan hızla inen rüzgar, denizin üzerini yalayıp geçiyordu. Biz ise çocuklar gibi şendik...




Buradan dönüp Therma’ya çıktık. Köyün ortasındaki kahvede bir kahve molasının ardından Gria Vatha şelalesine doğru yürümeye başladık. Ormanın içinden akan suyu takip ederek ve çevremizi de izleyerek şelaleye ulaştık. İçinde olduğumuz doğanın ne kadar muhteşem olduğunu bir kez daha hissettik. Burası aynı zamanda tam bir doğa yürüyüş parkuru konumuda...

Adanın bilinen ve görülmesi gereken ikinci kalabalık köyü Chora. Küçük hediyelik eşya dükkanları, sanat merkezleri olan bu köyde bu kez akşamüzeri kahvesi molası verdik.   

Bu arada öğlen yemeğini atlamayayım... İlk gün doğa yürüyüşümüzü tamamlamış ve acıkmış halde ‘Nerede yesek?’ sorusuna yer ararken Asprovalta ile tanıştık. Ne tanışmak ama günlerce, haftalarca dilimizden hiç düşmeyecekti bu isim... Deniz tarafında iki katlı beyaz boyalı, mavi çerceveli evin tabelasında taverna kelimesini okuyunca içeri girdik. Tam kimse yok diye düşünürken içerden güler yüzlü bir ‘kiria’ yani ‘teyze’ çıktı. Yemek yemek istediğimiz, nelerin olduğunu sorarken bizi doğru mutfağa çağırdı. Tezgahın arkasındaki fırından tepsiyi çıkartıp et ve balığın yanı sıra bunun da olduğunu söyledi. Fasulya pilaki! Ama öyle bildiğimiz türden değil. İri fasulyeden yapılan pilaki, kekik ve defne yaprağının rahyalarıyla lezzetlendirilmiş. İkinci gün ise bu kez patates salatsını tattık. Tabi patates ve zeytin yağının lezzet farklılığını hatırlatmak isterim. Salataya rende havuçla da hem lezzet hem de renk katılmış. Masamızdaki bu lezzetlere yanı başımızdaki deniz ve sadece dalgaların sesinin eşlik etmesi ise en büyük lükstü...


Tarihte pek çok medeniyetin gelp geçtiği adanın tarihi eser konusunda da zenginliğini bilmek gerekir. Zira dünyanın önemli heykellerinden olan ve Paris-Louvre Müzesi’nde koşup baktığımız Zafer Tanrıçası Nike’nin heykeli Samothraki’ye ait... Ben, bu detayı öğrenince üzüldüm. Nike’nin burada, kendi yerinde olmasını tercih ederdim... Heykelin olduğu yerden biraz bahsedeyim; Sanctuary of the Great Gods, yüzlerce yıl öncesinden günümüze kalan önemli bir arkeolojik alan konumunda. Eserlerin gün yüzüne çıktıktan sonra titizlikle korunması da bu kalıcılığını sürdürüyor. Kalıntılar arasında dolaşarak en yukarıya ulaştık. İşte burası Nike’nin bulunduğu yer... Rodosluların Kıbrıs Deniz Zaferi’ni simgeleyen Kanatlı Nike heykeli, 1863 yılında diplomat olan Charles Champoiseau tarafınfan bulunarak Fransa'ya götürüldüğü biliniyor. Şimdi Nike heykelinin bulunduğu o noktada dururken o koskoca heykelin nasıl taşındığını hayretle düşünüyorum. Louvre’da her yıl binlerce kişinin gördüğü bu heykelin asıl evi olan bu tapınak alanındaki müzeye ise bir kopyasını sergilemek düşüyor. Keşke burada kendi yerinde olsaydı değil mi?

Hırçın rüzgarın dağlarında gezindiği, bulutların yanlız bırakmadığı, Ege’nin mavisiyle çevrelenen Samothraki’den ayrılırken feribotun arkasında ada kaybolana kadar izliyorum. 

Bir gün batımında geldiğimiz adadan yine bir gün batımı ile ayrılıyoruz. Adanın üzerindeki bu bulut kümesi ile Kanatlı Nike’nin bizi uğurladığını hayal ediyorum...




8 Ekim 2016 Cumartesi

L'occitane'ın otantiklik ve duyumsallıkla oluşan değer zinciri

Fransız L'occitane en Provence'in hikayse 1970'li yılların ortasında başlıyor. 
Markanın şimdiye kadarki serüvenini derledik....

Platin Dergisi Ekim sayısında...

19 Eylül 2016 Pazartesi

Kenzo x H&M Kampanyasına, Jean-Paul Goude imzası



Moda dünyasının ünlü tasarımcıları ile iş birlikleri yapan H&M, bu kez marka için Kenzo ile bir araya geliyor. Kenzo x H&M’in kampanyasının filmini ise ikonik fotoğrafçı Jean-Paul Goude çekti.

Kampanya filminde bir birbirinden özgün 7 isim rol alıyor: Iman, Rosario Dawson, Chance The Rapper, Ryuichi Sakamoto, Chloe Sevigny, Suboi ve Xiuhtezcatl Martinez. Kampanya 17 Ekim’de yayınlanmaya başlayacak, koleksiyon ise 3 Kasım’da 250 seçili H&M mağazasında olacak.

Jean-Paul Goude son 50 yıldır moda dünyasına damga vuran en çarpıcı işlerden bazılarının arkasındaki isim olarak tanınıyor. Goude, Kenzo x H&M için de her zamanki özgün stilini  kullanarak, basılı ve billboadlarda yer alacak bir kampanya hazırladı.



“İdollerimizle çalışmak harika. Ve Jean-Paul Gaude gerçek bir moda idolü. Kenzo x H&M için yaptığı çekimler inanılmaz. Koleksiyonun özgür ruhunu,  pozitifliğini ve karakterini tam yansıtan kareler çekti’’ diyor Kenzo Kreatif Direktörleri Carol Lim ve Humberto Leon.


“H&M’le, Carol ve Humberto ile birlikte Kenzo x H&M kampanyasında çalışmak gerçekten maceraydı. Koleksiyona kattıkları duruşu, gençliklerini, enerjilerini, eğlenceyi ve stili çok sevdim’’ diyor Jean-Paul Goude.